PKK Resmi İnternet Sitesi

HPG Resmi Sitesi

Gerilla TV

HPG Wêne

ÖNDERLİĞİ BİR AYNA OLARAK GÖRDÜM

Sizinle birlikte on ikinci savaş yılımızı tamamlayacağız. Okul çalışmalarımızı, gördüğünüz gibi büyük bir çabayla, onun oldukça derinliğiyle buraya, bugüne kadar getirdik. Aslında bu savaş tarzına o kadar daldım ki, anlayış düzeylerinde adeta sizleri yiyip bitirmek istedim. Açıkça belirteyim, belki fiziğiniz elimden kurtuldu ama temsil ettiğiniz anlayışlarla biz o kadar boğuştuk ki, gerçekten büyük bir savaş verdik. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum ve doğru yapmışım.

Eskiden birkaç kusur ve anlayış oldu mu insanları imha ederlerdi, kurşuna dizerlerdi. Fakat biz biraz gelişmelere de dayanarak, politikanın gerçeklerini göz önüne getirerek, anlayışı ezmeyi esas aldık. Ama yine de çok zorlu geçti. Kendimi zor tutuyorum, halen kendimde değilim. Size basit gibi gelebilir ama en büyük savaşlardan birisi, çünkü çok yıpratıcı. Bu tür savaşlar Hz. Muhammet tarafından Cihat-ı Ekber, yani en büyük savaş diye değerlendirilir. Diğer savaşlara Cihat-ı Sora, yani küçük savaşlar denir. Tabi sizde büyük bir silkinişe yol açmalı.

En basit, sıradan görevlere bile güçlü yaklaşmamak demek, bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülük oluyor. Bu halinizle düşmanı affetmek şurada kalsın, kendinizi bile affedemezsiniz.

Yaşamdır deyip tutturmuş gidiyorsunuz. Bu kadar sorumluluk duygusunun azlığı, bu kadar boşa, iflasa yatmış yaşam affedilemez. Zafermiş, büyümeymiş, bunlara fırsat bile vermez. Kendi kendinizi aldatmanıza gerek yok. Bunu çok tehlikeli buldum ve yüklendim. Dediğim gibi, adeta zor elimizden kurtuldunuz. Biz de adeta kendimizi bitirerek, son çabamızı da kullanarak külçe haline geldik. Karşısında olduğunuz olgu çok tehlikeli, kişilikleriniz ya anlayış ya da uygulama olarak o kadar kötü olmuşlar ki, istem düzeyinde bile bir soylu değer yaklaşımı yok. Zafer altın değerinde tepside de sunulsa, ona da bakma yok. Bunun yanında bir sigaraya ilgi veya basit bir alışkanlığı uğruna bütün bir partiyi, savaşı boşa çıkarma eğilimleri var.

Bu tehlikeyi burada açığa çıkarmaya çalıştık. Ve dikkat ederseniz, şiddetli bir savaş içindeyiz. Düşmanın yüklü çabaları var. Günlük olarak, en üst düzeyden tutalım, savaş birliklerine kadar nasıl peşimizdedir. Peki, kendimize soralım, biz de öyle miyiz? Biz de o gücü gösteriyor muyuz? Gerçekçi soruları sormaktan korkmamak lazım. Bana güvenerek iş yapmayın. Hayır, ben kendime bile güvenmiyorum. Bana güvenerek mücadele mi verilir? Şu anlamda söylüyorum, yani sizin anladığınız ucuz duygusallık anlamında.

Bütün hünerlerimi, bütün gerçeklerimi göz önüne getirmeden bir gün kendime güvenmem. Emeğimle bir günü kurtardığıma inanıyorum. Size göre, ismimiz olsa yeter. Evet, isimlere de sığınılabilir, kişiliklere de ama bunun önümüzdeki savaşta anlam ifade edebilmesi için, gerçek temelde bir savaşımla yürümesi gerekir. Açık söyleyeyim, aksi halde münafıklık derler, ikiyüzlülük, yüzeysellik deniliyor, o duruma düşmek olur. Bu da başından kaybetmek demektir.

Size göre kaybetmek basittir veya hiç o kadar mesele yapmaya gerek yok. Ama bununla her şey elden gidiyor. O bahsettiğiniz bireysel yaşamdan da eser kalmaz. Şunu gördüm bir de, vicdan denilen olayda büyük aşınma var. Halbuki yürek büyük olduğu oranda -ki, bu temel yücelen değerlerle bağlantılı olursa o insanda dikkate değer bir gelişme beklenebilir. Bu insan seyredilebilir, bu insana hayran kalınabilir, bu insan başarabilir. Şimdi vicdanı da karartan bu. Bu nereye götürebilir? En temel değerler karşısında vicdan isyan etmiyor ve büyük değerlerin başka bir ayaklanışı yok, o zaman kendinizi ne yapacaksınız? Bu konuda da çok rahat ve oldukça kendinizi beğenip kabul edilebilir düzeyde tutabiliyorsunuz. Bunlara karşı biz isyan ettik, burada olamaz dedik, kendi adımıza borcumuzu ödedik.

Varsa sizde bir nefse, bir vicdan, böyle çocuklar gibi, düşmüş köleler gibi, kadere kendini terk etmeden sahip çıkmak lazım. En önemlisi de “PKK itibar yeridir, PKK kazanıyor, ben de içine girdim, ben de kazanıyorum” gibi tehlikeli, yanlış hesaplara kesinlikle yatırmayalım kendimizi. Ben bile günlük olarak, gördüğünüz gibi bir savaş içinde olmasam, bu PKK içinde bir öğün yemek yemem bile doğru değil derim. Büyük çaba harcayarak ve kazanmasını bilerek yaşamak esastır. Benim tarzım ortada.

Çoğunuz çalışmasını bile bilmeden, hele onun başarı tarzını yakalamadan, sadece “PKK kazanıyor, PKK itibarlı, onurlu, biz de içine girdik ve bunu kazandık, onuru elde ettik” diyorsunuz, kesinlikle büyük bir yanılgı! Bu anlayışlardan uzak durmamız gerekiyor. Katılım, başarılı emek temelinde olmalıdır. Aksi halde büyük yanlışlıklar yaparsın. Kolay kazanmıyoruz, görüyorsunuz. Ve biz deli değiliz, kazanmanın gerçeği bizi buna zorluyor, vicdan bizi buna zorluyor. Şeref, onur, ayakta kalmak bizi buna zorluyor. Bunları artık kulağınıza küpe ederek kendinize temel yapın ve güçlü çıkışları hazırlayın.

Dikkat ederseniz, dış cepheyle ilgilenemedik. Özel savaşın, hatta hükümetin siyasi oyunlarının ne düzeyde geliştiğini anlatamıyorum. Çünkü sıra gelmiyor. Bizim genel bir savaş tarihimiz var, ona bile fazla fırsat bulamıyorum. Neden? Tehlikeli kişilik yaklaşımlarınızdan ötürü. Size göre insan olmak, hele PKK’de böyle yaşayıp gitmek çok hoştur, basittir, o kadar zor değildir. Bana göre cephe savaşlarından çok daha zordur. Bu hatayı tekrardan yapmayacaksınız. Doğru yaşamak, doğru ideolojik, siyasal, örgütsel yaşamak, dış cephedeki savaştan daha zordur, gereklidir ve temeldir.

Devremiz bu anlamda büyük bir çıkıştır, çözümleme ve başlangıçtır. Geçen devreden kalanlar da, 15 Ağustos Atılımının on üçüncü yılında bu büyük başlangıçla yeni devreye giriş yapıyor ve epey şanslısınız. Şans serisi devam ediyor denilebilir. Ama hiç de göründüğü gibi kolay değildir. Düşman önümüzdeki ayda buraya yüklenecektir. Mutlaka bir etkilemeyi ortaya çıkaracaktır. Biz de diplomatik olarak, siyasi olarak başarıyla çıkış yapmaya çalışacağız. Düşmanın gücü, şüphesiz bu çalışmalarımızı tasfiye etmeye yetmez. Hatta başarabilirsek, daha da ileri düzeye sıçratmaya çalışacağız.

Artık eğitim devremiz de ülkeye yayıldı, geçişler de başarıyla tamamlandı, Anakarargaha ulaşıldı. Bu da sanırım büyük bir kazanım olacak. Çok zorludur, eskiden aylarca sürerdi, şimdi bir çırpıda yürütüyorum. Bu da bizim örgütsel düzeyde ne kadar sağlam irtibatlara, örgütselliğe dayandığımızı gösteriyor, küçümsemeyin. Bu çalışmalar olmadan savaş olmaz, siz olmazsınız. Örgütsellik çok önemli. Sabırla olur, ama sonuçları da eskiden rüyalarda görülmeyen çalışmaları başarıya götürür.

Hatırlayın, eski isyanlarda birçokları yurtdışına çıkardı. Şeyh Sait İsyanı’ndan kurtulan bir-iki kişi ya var, ya yok. Dersim’den bir Nuri Dersimi gelmiştir, kırk yıl kalmıştır, çocuklarını bile görememiştir. Hatta ülkeyi ağzına alamayacak kadar kendini zorda görmüştür. Türk solu da vardır, çıkmıştır bitmiştir. Burada her şeyi tersine çevirdik. Size çok basit geliyor diye kolay sanmayın. Bu, büyük bir iradeyle olmuştur, amansız çalışma tarzımızla olmuştur. Böyle “arabalara bindik, uçaklara atladık geldik” diye de kendinizi kandırmayın. Esas siyasi doğrultu olmasa, ne arabanın gücü yeter ne de uçağın. Belirleyici olan siyasi, örgütsel faaliyettir.

Bugün Kürdistan’da da, yine yurtdışında on binlerce insanın da ulusal bilince ve belli bir dayanışmaya kavuşması da bununla bağlantılıdır. Çoğuna göre basit gelmişiz. Hayır, ideolojik olarak, hatta fiziki olarak hepsinin köprüsü burası olmuştur. Bütün bunları doğru ele alacaksınız. Sadece okul sistemini anlamak istiyorsanız, kocaman bir tarihi bilmeniz lazım.

Bir çabanın anlamını bilmeden rasgele kullanmak, her zaman yanılgılara kaynaklık eder ve o kişi de yalancı olup çıkar. O açıdan eğitimimizi, eğitiminizi de emeğin, değerlerinin mutlak doğru anlaşılmasıyla ve kendi payınızın katkısını yapmasıyla birleştirirseniz, katılımınızda, yürüyüşünüzde anlam ifade edebilecektir.

Bu kısa belirlemeden sonra, birkaç arkadaşımıza söz vereceğiz, çeşitli sahalarda biraz daha pratiğe yönelik bu temeli derinleştirmeye çalışacaklar. Çerçeveyi iyi çizmiştik. Dolayısıyla devrenin söz çerçevesi geçerlidir. Hiçbir görevi küçümsememek gerekir. Önderlik tarzında gördüğünüz gibi, bir kişiyle ilgilenmek değerli bir çalışmadır. Milyonlara hitap etmekte ayrım yapmaz. Her sahada büyük yaşanılır, yoksa sıcak savaştan başka diğer sahalar değersiz dememek lazım. Her yer devrimci için değerlidir. Zindan, dağ başı ne kadar değerliyse, yurtdışı da öyledir, küçümsememek gerekir. Kaldı ki bizim pratik, burada çalışmanın büyüklüğünün fiziki mekanlarla ilgili olmadığını, özle ilgili olduğunu çok müthiş bir biçimde göstermiştir. Artık sanırım bu konuda da herkes gereken sonucu çıkarmıştır.

Önderlik Seni Sana Müthiş Yansıttı

Önderlik: Peki, sen heval, kendini tanıt.

Azime: Adım Azime, düzendeki ismim Emek Adıbelli. 1974 Bingöl Yedisu doğumluyum. Sekiz yaşıma kadar köyde büyüdüm, orada biraz düşman olgusuyla tanıştım. Aile çevrede ilerici demokrat bilinen bir aile, bu anlamda sürekli baskılar da oluyordu. Bir de babamın memur olmasıyla birlikte birçok metropolde dolaştık.

-: Öğretmen mi?

-: Öğretmendi, sonra müfettiş oldu.

-: Müfettiş kızı olarak dolaştın, bu bir ayrıcalıktır. Evet, kendini tanıtmaya devam et.

-: Ortaokulu Erzurum’da okudum. Kürdistan metropolünden direkt Türkiye metropolüne geçtik. İzmir’de yatılı okul okudum, liseyi orada bitirdim. Orada daha çok taşradan gelen bir yapı vardı. Yani Türkiye’nin her yerinden gelenler vardı. Orada insan gerçekliğini biraz gözlemledim. Düşmanın insanları nasıl şekillendirdiğini gördüm. Herkes geldiği yerin özelliklerini taşıyordu. Bu anlamda insan gerçeğini tanıdım diyebilirim. Onun dışında üniversiteyi kazandım, fakat devam etmedim. Ankara’da...

-: Kaça kadar gittin?

-: Bir sene okumadım tam olarak. Düzenin, insanı üst boyutta bitirdiği, tükettiği bir yer olarak değerlendirdim. Bu anlamda zaten...

-: Kim sana yol gösterdi? İyi bir Kemalist kız kendi başına bunu göremez, müfettiş kızı bu düşünceye ulaşamaz. Nasıl oluyor bu?

-: Düzenle çelişkilerimiz vardı, babamın biraz da reformist Kürt soluyla olan ilişkisi vardı.

-: Tamam, bizim atılım nasıldı o tarihte. Senin üniversitede olduğun yıl kaç yıllarındaydı?

-: Ben 1990’da üniversiteyi kazandım.

-: Çarpıcı anlat, o yıllarda temelde nelerden etkilendin?

- : Daha çok üniversitede ve biraz yurtsever gençlikle tanıştım. Ayrıca daha önce halamın, özellikle ilk grup dönemindeki arkadaşlarla tanışma olayı vardı.

- Kimdi?

- : Bingöl’deyken Mazlum Doğan ve diğer…

-  Halan kim?

- : Em... Adıbelli.

- Nerede o?

- Şu an Adana’da oturuyor. Daha önce Hayri Durmuş onlarla ilişkileri vardı.

- Akrabaları mı, ilişkileri mi vardı?

-  İlişkileri çok sıktı.

- Etkilendim diyorsun.

- Ayrıca halamın mücadeleye olan katkıları, halamın kızının katılması...

- Kim o?

- Eylem Adıbelli. Şu anda Konya Cezaevi’nde...

- Tamam, devam et.

- Belli bir süre Adana’da kaldık. 1993-1994 yıllarında, orada da Kürdistan’ın birçok yerinden göç eden Kürt ailelerinin içine girdim. Onların gerçekliliği ile kendi halk gerçekliğimi tanımaya çalıştım. Fakat bu sadece dışarıdan bir izleme ya da dışarıdan bir gözlemleme oldu. Oradaki yoğun çelişkiler, emekçi işçi ailelerinin yaşadığı yoğun çelişkiler, çatışmalar...

- Tamam, Kürt çelişkisini yakaladın. Bu seni hangi sonuca götürdü?

- Bu beni bir taraf olmaya, yani düzen içinde yaptığım şeylerin karşıtı...

- Etkiledi ve düzene karşıt olmaya götürdü. Daha sonraki gelişmeler ne oldu?

- Eylül 1995’te cezaevleriyle görüşerek onların kanalıyla...

- Kimdi onlar?

- Muzaffer Ayata.

- Bizim paşalarımızla ilişki geliştirdin, evet.

-Onlar kanalıyla Yunanistan’a çıktım. Orada iki buçuk aylık bir eğitimden sonra Önderlik sahasına gönderildim. Önderlik sahasına gelirken, savaşı biraz Önderlik gerçeğinden uzak olarak ele alma olayı vardı. Bu savaşın bütünüyle bir Önderlik gerçeği savaşı olduğunu, onunla bütünleştiğini bu sahada gördüm.

- Başka?

-Ayrıca Önderliği bir ayna olarak gördüm ve çok derin boyutlarda köleliği yaşadığımı gördüm.

- Seni sana müthiş yansıttı.

- Evet, birçok boyutuyla..

- Başka?

- Bu beni ayrıca sarstı, hatta çözümlemelerden bir anlamda duygusal bir etkilenmeyi de yaşadım.

- Ne gibi?

-  Belli bir hiçleşme olayı da oldu.

- Çözümlemeler seni hiçleştirdi, daha doğrusu sendeki düzeni hiçleştirdi, ezdi geçti.

- Sıfırdan başlamam gerektiğini anladım burada.

- Onun için de şimdi çok sallantılısın.

-  Her şeye yeni baştan adım atmam gerektiğini anladım.

- Bizi zorlayacaksın, olur mu? Biraz gücün olmalıydı.

- Bu aşıldı. İlk devrede bu daha yoğun yaşanıyordu. Biraz kendi gerçekliğimi tanımakla bu işe başladım. Bende güç olan yanlar, atılması gereken yanlar...

- Bu kız bile senden çok daha güçlü çıkış yapıyor. Sen ki bu kadar okudun, tanıdın sallanıyorsun ayakta. Bu, düzenin küçük hesaplarıyla veya onun sendeki derinliğiyle ilgili bir olay, suçlamıyorum. Gerçeğini daha iyi anlaman için söylüyorum. İnsan her zaman yeni başlangıçlar yapabilir, fakat bunun iddialı olması lazım, çarpıcı olması lazım, sallantılı olmaması gerekir. Böyle yaparsan kendini de, bizi de uğraştırırsın. Anlaşıldı mı?

- Anlaşıldı.

- Dikkat et, sözleşme yapıyoruz. Yoksa bir arada duramayız. Bu sözleşmeye dikkat et. Bu düzen lafazanlığının bir özelliği de şu: Bütün kıymetli sözleri kulak ardı etmek, ona bağlı olmamaktır. Bu, kişiyi iflah etmez. Bu tehlikeyi senin için uyarı olarak söylüyorum. Başka ne söylüyorsun?

- Ayrıca Önderliği çocukluğundan günümüze kadar kendi çocukluğumla karşılaştırma, yani Önderliğin çıkış yaptığı noktalarda biraz kendime yönelme...

- Mukayese yaparak kendine yönelmeye çalışıyorsun?

- Evet.

- Zordur, ama hakkındır.

- Önderliğin baştan sona var olan bir emek hareketi olduğunu, çocukluğunda, ilk yaşlarda emekle çalışması, emek olayını ölçü olarak ele alması...

- Sadece emek değil, madem inceledin başka ne var içinde?

- Bunun bilinçle bütünleştirilmesi..

- O kadar bilincim yoktu küçük yaşlarda.

-Yani emeği ölçü aldığı için, emeğe dayatılan şeylere karşı onun savaşımını verme, yapılan haksızlıkları bu temelde....

- Emek olgusuyla erkenden karşılaşıyor ve ona dayalı bir yaşam felsefesine ulaşıyor.

- Bunun ilkeli savaşımını veriyor.

- Bu konuda tutarlı oluyor, ilkeli olmak kadar tutarlı hareket etmeye özen gösteriyor.

- Ayrıca bağlılıkları emekle olduğu için, yüzeysel ya da...

- Gelip geçici değil.

-  Büyük bir tutku var.

- İnançlı, kalıcı, hatta böyle bir mutlak derinliğe dayanmalı ve yırtılmamalı, parçalanmamalı gibi ele alıyor.

- Ele aldığı her şeyi mutlaka başarabilmek ve koparmak... Bu tutkuya kavuşuyor...

- Amaçlıdır ve koparıcıdır.

- Basit bir ekmek kavgası bile, o anlamda hakkını verme olayı ve emeğine hakkını vermek gerektiği, ekmek, su kadar her şeye bu anlamda yaklaşıyor. Bu da sağlam temeller atmaya götürüyor.

- Tamam, anlıyorsun biraz. Sağlam temeller böyle atılıyor. Başka ilgi çekici bulduğun yan neresi? Madem meraklısın, çabuk söyle.

- Bağlılıkları intikama dönüştürmek ve bununla düşmanın bin yıllık çabalarını alt üst etmek. Örneğin bir ananın intikamını, kadın ordulaşmasıyla intikama dönüştürmek…

- Yani gerçekleri inkar etmiyor, gerçeklerle ilgili ve gerçeklerle yaşarken, onları nereden, ne zaman savaşa dönüştüreceğini iyi biliyor. Neyi kendisine, neyi karşısına alacağını iyi biliyor.

- Ve düşmana bir daha kendisini toparlayamayacağı darbeler vuruyor.

- Düşman niye onu erkenden vuramadı? Bunu hangi özellikle izah edebilirsin? Siz her gün tokat yerken, niye çok az tokat yedi Önderlik?

- Önderlik çelişkileri çok iyi kullandı aslında. Belki başlarda bilinçli olmasa da...

- Sezgiseldi, yaşamı çok iyi kavrıyordu. Köydeki olayda da bu tehlikeyi görüyor, ön tedbirlerini almada çok sezgili.

- Bir de direniş ruhu var. Yani var olan, dayatılan ihanete gelmeme olayı var.

- Kimsenin kendisini ucuz sevmesine, anası da olsa fırsat vermediği gibi, özgürlük olayında ruhu çok sağlam. Düşünün, siz ruhunuzu kaç yaşından beri teslim ettiniz.

- Bizim kaybedişimiz biraz burada başlıyor.

- Gayet tabii! Ben bunların hepsini izah ettim, sen daha yeni yeni fark ediyorsun. Dediklerime dikkat etseydin erkenden öğrenirdin.

- Söz düzeyinde anlama var, fakat derinliğine kendinde görme boyutu fazla yoktu.

- Oldu, bunlar iyi anlatımlar. Fark etmişsin biraz. Başka?

- Önderlik gerçeğinin, bizim kaybeden kişiliğimize karşı her anını başarılı kazanan olduğunu gördüm. Bir günün kaybedilmesi aslında bir anlamda bizim için bir ölüm olmaktadır. Başarılarla yaratılacak bir kişiliğe ihtiyacımız vardır. Ayrıca bu sahada ben daha çok tarihten kopukluğumuzu, Önderliğin bizi sürekli tarihe bağlamaya, tarihi sürece bağlamaya çalıştığını gördüm. İnsanlar düzen tarafından bitirilmiş olmalarına karşın ya da bitirilmeye çok az kala, bir adım kala Önderliğin kişilere daha çok tarihi roller biçmesi...

- Rol sahibi yapıyor, tarih sahibi yapıyor diyeceksin.

- Evet.

- Tabii bunlar Önderliğin sanatıdır. Öyle yapmazsa hareket yürütülür mü? Ne yazık ki zor bela anlıyorsun. Halbuki çok çarpıcı katılmalıydın. Senin bu tarzın bana ölgün, fazla iddiası olmayan bir küçük burjuvayı anımsatıyor. Neden?

- Başkanım hissetme var. Fakat bunları harekete geçirmede yetersizlik var. Yansıtmada bir yetersizlik var. Bu da kişilik şekillenmesinden kaynaklanıyor.

- Geç artık o şekillenmeyi. Ayağının altına al, ez onu. Önderliği anladım diyorsun, benim ilk isyanımı inceleseydin ve saygıyla sonuç çıkarsaydın, onu da nasıl ezdim, yırttım ve bir özgürlük adımını nasıl başardım bilirdin. Sen daha cesaret bile edemiyorsun, hem de özgürlük savaşına atıldım diyorsun. Yırtıcı ol! Bu ölgün, inisiyatifsiz halinle kuzu kadar bile olamazsın. Moralini bozmayayım ama tehlikeyi hatırlatmam gerekiyor.

-  Doğrudur Başkanım.

- Neyse, bizimle yürümeye kararlısın.

- Doğrudur.

- İnanıyorsun.

- İnanıyorum Başkanım.

- Ölgün gibisin. Bu iş azim, iradenin yükselişiyle veya coşkuyla olur. Sende bunlar çok zayıf gözüküyor.

- Enerjiyi yakalama olayı, aslında birçok şeyi harekete geçirilip enerjiye dönüştürülürse, bunlar açısından sorun kalmayacaktır.

- Peki Azime, senin için belli ki anlayıştan da öte, biraz daha çarpışan bir kişilik yaratmak gerekiyor. Düşüncede, davranışta çarpışman gerekiyor. Fakat bu konuda kendi tarzınla değil, parti ve bizim tarzımızla adım at. Hem anlamanı, hem yapmanı şiddetlendir ve bütünleştir. Aksi halde bizi zorlarsın. Bir militan adayı olduğunu unutma. Düzen kızı, aile kızı özelliklerini kesinlikle bir tarafa at, yakaladığın özelliklerle kendini yeniden yaratma işinde tempolu tut ve bu ruhla yaklaşım halini de sıyır, aş. Böyle yaparsan, bunları karşılarsan sanırım yürüyüşün militan yürüyüşü olabilir.

- Doğrudur Başkanım.

- Anlaştık mı, yeterli midir?

- Anlaştık.

- Gereklerine bağlı kalırsak sonuç verir herhalde.

-  Verecektir Başkanım.

- Söz sözdür tamam mı?

- Tamam.

- Oldu, böyle sözleştik.

...

Cesur söz verin. Görüyorsunuz ki karar gücüne ulaşmak ve bazı sembolik sözler vermek o kadar kolay değil. Biraz o gerçeği gözlerinizin önüne sermeye çalıştım.

Unutmayın ki, temel sözleriyle bile, kendisiyle bile alay eden bir kişi, sağlam yürüyüşün sahibi olamaz. Bunlar da çok önemli, biz gerçeklerle alay edemeyiz, sözümüzle çelişmeyiz. Unutmayın ki verilen sözler bir çırpıda unutulup gidiyor. Böyle yaparsanız, sizden tutarlı bir militan çıkmaz. Bu açıdan çok değer biçelim birbirimize ve sözlerimize. Bu bize çok gerekli. Doğru sözün sahibi olalım ki, başarılarımız peşi sıra gelişsin.

Kürt insanı sözüne yabancı kılınmış, sözüne değer verilmez kılınmış insandır. Aynı zamanda tüm sözler demagojik düzeydedir. Faşizm gerçi tüm halklara bunu yaptırmış ama biz artık sözü pratiğimizle kesin uyumlu hale getirmek istiyoruz ki, devrimciliğimiz laf olmaktan çıksın. Bu hepinize çok gereklidir. İnanıyorum ki, bunun kıymetini bileceksiniz ve devrimciliğin ilk adımını doğru sözle çerçeveletip gerektiğinde yeniden başlatacaksınız.

15 Ağustos Atılımımızın bu yeni başlangıcı da bunun için görkemli bir başlangıçtır. Zorlu bir on iki yılın son günü oluyor. Müthiş bir on iki yılla artık bunu tarihe mal ettik. Şimdi yeni yıla yükleneceğiz. Bu sözünüz, aynı zamanda bir yeni yıl sözü olabilir. Yeni savaş yılı sözü bence çok önemli. İster yeni gelenler, ister devreyi bitirerek yeni sürece katılanlar olsun, kendi tecrübeme dayanarak söylüyorum, kendi özgünlüğü içinde, tarihin belki de en iddialı bir devrimidir. Atılım da en inanılmazı gerçekleştiren bir atılımdır. Hedefleri, en umutsuz süreçte umuda yol alışı, şimdi de zaferin eşiğine getirişi çok görkemlidir. Bunun yüceliğine, bunun ruh atmosferine, bunun büyük heyecanına kapılmamak elde değil. Beni bile ayakta tutan böyle bir savaşımın baş döndürücü gerçeğidir. Bunu bütün dostlar da fark ediyor. Zaten bütün bunlar sarsılıyor.

Bu heyecanı duymamak, dolayısıyla bunun gerçeğine giderek sağlam bir giriş yapmamak bir insanın herhalde bu aşamada tüm ulusal, toplumsal değer yargılarından nasibini hiç almaması demektir ve çok kötü bir bireycilikle yaşamdan hiçbir şey alamamak demektir. İşte bunu kırdık. Bu sözle yeni, doğru yaşama, ulusal-toplumsal, hatta insanlığa açık çerçeveye sonuna kadar kendimizi aday kıldık ve bunun sözünü verdik. Bu iyi bir sözdür. Büyük bir savaşımla birlikte, onun ağır etkisi altında verilen bir sözdür.

Sonuna kadar kendinize güvenebilirsiniz. Savaş olanaklarımız ve onun başarı imkanları oldukça fazladır. On iki yıl öncesine göre şimdi gerçekleşenler mucizevidir, küçümsemeyin. Eski kişiliğiniz ne kadar iddiasız, silik olursa olsun, ben kendi tecrübeme dayanarak söylüyorum, geçmişte durumu ne olursa olsun, bu büyük başlangıca bu çerçevede sahip olursa büyüyeceği de kesindir. Yeter ki emekle katılsın, kurallara göre katılsın, dürüst olsun ve sonuna kadar sabırlı, inançlı olsun. Başarı mutlaka gelecektir. Ben bu temelde hem geçmiş devremizi onaylıyorum hem de yeni devremizin sağlam bir başlangıcı olmasını diliyorum, başarılar bekliyorum, selam ve sevgilerimi sunuyorum.

 

14 Ağustos 1996

 

Kod Adı: Azime

Adı Soyadı: Emek Ajda Adıbelli

 

Şahadet Tarihi ve Yeri: Mayıs 1999-Metina / Kasroka Boğazı